Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
hem bitmesin diye yavaş yavaş okudum hem de gereken dikkati toplayabilmek ve bitirdiğim her öykünün üzerinde uzun uzun düşünmek için…
yakın geçmişimize dair netameli konular 1970’lere kadar çok sık işlenir ama hemen hemen aynı biçimde, genellikle kurucu cumhuriyetin politikaları ve milli tarih öğretisi içinde. kurtuluş savaşı romanlarıysa birbirine benzer genelde. osmanlı’ya dair ise bazı kadın yazarlar saray artıklarının ne olduğunu (füruzan) işlerken 1915’in 100. yılına yaklaşırken yazılan ermeni - kürt romanları da genellikle insandan çok yapılana odaklanır.
oysa aydın’da büyük taarruza hazırlanırken esirlere bekçilik etmek zorunda kalıp vicdanıyla savaşan asker de, megalo idea’sının günbegün yıkımını yaşayan yunan komutan da, haremden arta kalan hadım edilmiş devle cüce ve aileye hasretleri de, savaşta kocasını kaybedip evine çocuklarına tutunan geceleri alev alev yanan bedeniyle ne yapacağını bilmeyen dul da, şeyh sait isyanıyla ege’ye sürülen kürtleri kendisine tehdit görüp şeriattan çok dedesinin bu yola kapılmasından korkan genç zabit de, haremde hayatta kalma savaşı veren üstelik beklenmedik biçimde deli padişaha tutulan habeş zencisi mavi gözlü halayık da var yakın tarihimizde.
anlatılmayan bu “insan” hikayeleri bence edebiyatımızın en büyük eksiklerinden. buket arbatlı bu eksiği görmüş, dile, yola yordama çalışmış ve yakın tarihi modern bir öykü tarzıyla harmanlayıp anlatmış. pusulası hep insandan yana, ikilemde kalanlar, vicdan azabı çekenler, aşık olanlar, sevişmek isteyenler, isyan edenler… ak ve kara yönleriyle değil, tüm gri tonlarıyla hem insan hem devlet…
çok beğendim, daha uzun yazacağım.








