Oğuz Aktürk
25 Şubat 2026
YouTube kitap kanalımda Oscar Wilde'ın hayatını ve Dorian Gray'in Portresi kitabını anlattım: https://ytbe.one/Iw2V6jEzEuk
Hiçbir yerde bulunmayan bu özel ve muhteşem kitabı sonunda okudum!
En başta "hiçbir yerde bulunmayan" kelimelerini kullanmamın sebebi Dorian Gray'in Portresi kitabını, sansürsüz ve açıklamalı basım olan Everest Yayınları'ndan okuduğum içindi. Size yemin ediyorum, okurken öyle büyük keyif aldım ki sanki 100 kitap okumuşum gibi hissediyorum şu an!
Bu kadar keyif almamın sebebi hem baskı ve çevirinin kalitesinden hem de resimlerle ve dönem bilgileriyle desteklenen bir kitap olmasından dolayıydı. Şu an Oscar Wilde'ın hayatından bu kitabın basılması sürecinde yaşadığı zorluklara, Dorian Gray'in karakter dönüşümünden Victoria Çağı'nın baskıcı ortamına kadar her şeyi biliyor olmanın dayanılmaz hafifliği var üstümde.
Kitap okumak böyle bir şey işte... Bazı baskılar o kitaptan alınacak zevki 50-60 kat yukarı taşıyabiliyor. Belki de sansürlü baskılardan okuduğumuzda çok daha yüzeysel geçilmiş olan detayları, sansürsüz olan baskıda yazarın esas niyetleri ve ilk halleriyle daha filtresiz okuma fırsatı yakalayabiliyoruz. Edebiyat benim için bu şekilde çok daha keyifli.
Hatta Oscar Wilde'ın daha kitabın başında dünyadaki bütün kitapları değerlendirme konusundaki harika bir düşüncesini de okuyabiliyoruz:
"Ahlaklı kitap, ahlaksız kitap diye bir şey yoktur. İyi yazılmış kitaplar vardır, kötü yazılmış kitaplar vardır. Hepsi bu." (s. 32)
Kitapta ise gerçek anlamda bir kusursuzluk ideali var. İnsanlar olarak hepimiz kusursuz varoluşlara ulaşmayı arzuluyoruz. Kendimizi sosyal medyada gördüğümüz yüzlere bakarak "Dorian Gray"leştirmek ve doğal yönlerimizi bir tarafa bırakmak istiyoruz. Etrafımızı da Basil'ler ve Lord Henry'ler sarmış durumda. İşte bu yüzden Dorian Gray, çağlar boyunca dayatılan bir güzellik kalıbının edebi yansımasıdır bence.
Fark ettiyseniz, birileri tarafından yine birileri için belirlenen güzellik normları arasında yaşıyoruz. "Şu kiloda değilsen güzel değilsin" ya da "Burnun şöyle değilse güzel sayılmazsın" gibi cümleler etrafımızı saran öcüler olmuşlar. Estetiği her şeyin önünde tutuyor oluşumuzdan dolayı başımızın üstünde tek bir beyaz saç bile görmeye dayanamıyoruz. Yoksa Dorian Gray de insanın bütün bu endişelerinin bir temsili miydi?
Oscar Wilde'ın ilk ve tek romanı olarak bilinen Dorian Gray'in Portresi'ni anlamak için Victoria Çağı'nın sert ve baskıcı bir dönem olduğunu bilmekte de fayda var. Durum şu anda bile böyleyken, o dönemde eşcinsel bir yakınlık içeren bu kitabı yazmak çok büyük cesaret olsa gerek. Duruşlarıyla cesur olan yazarları da çok sevdiğim için bu kitap bana çok hitap etti.
Kitabı okurken aşkın karmaşık doğasını da sorgulamadan geçemiyorsunuz. Çünkü toplumun içine çıktığınızda karşılıksız olarak kalan aşkınızı tamamlayabileceğinizi düşündüğünüz bazı insanlarla karşılaşıyorsunuz. Hem de her gün... Bu insanlar sizin için ideal bir insan gibi görünüyorlar ilk başta. Ama zamanla benliğiniz dönüştükçe, sizin de etrafınızdaki insanlara karşı bakış açınız dönüşmüş oluyor. Eskisi gibi olamıyorsunuz artık.
İşte bu kitaptaki portre de bunun bir kanıtı gibi. İnsanın değiştirmeye gücünün yetmediği zaman kavramının, insan üzerindeki etkisini sonuna kadar hissedebileceğiniz bir kitap bu. Yaşam ile ölüm arasında ip cambazlığı yaptığımız bu aciz hayatların gardiyanının zaman olduğunu kanıtlar nitelikte bir kitap okuduğumu düşünüyorum bu yüzden.
Bu kitabın ve Dorian Gray karakterinin bizim aklımızda uyandırmaya çalıştığı bazı sorular olduğunu da düşünmeden edemedim... Acaba dünyada kusursuz bir güzellik mümkün müdür? Bu kusursuzluk bir gün bozulduğunda o insan delirme eşiğine gelir mi? Güzellik yargılarımızı kimler, nasıl belirliyor? Bu tür sorular, bu kitabı okuma sürecinde hep aklınızdan geçecek.
Kendi benliğimizin portresine bakarken hayatımıza yeni farkındalıklar katabilmek dileğimle...

























