Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
“bir vatan nasıl sevilir”, bilmiyorum. ama nasıl sevilmez, işte onu maalesef yaşayarak öğrendik hep beraber.
uzun yıllar milliyetçi duygulara anında gardımı alarak hepimizin yaptığı hatayı yaptım. çoğunlukla kötü yönlerimizi gördüm. evet çok matah bir millet değiliz, ki bence hiçbir şeyle yüzleşmediğimiz için böyle, ama hangi millet matah zaten. ama mesela şimdi hayvan düşmanı azınlık ve onların istediği yasayı çıkaran ruh hastaları sayesinde ben aslında özünde hayvanları çok seven bir millet olduğumuzu ve hiçbir şekilde psikopatların istediği seviyede düşman olmayacağımızı anladım. ve fark ettim ki ben aslında vatanı böyle seviyorum. vatan diyince maalesef edebiyat öğretmenliği sebepli biraz tüylerim diken diken oluyor ama mesela memleket güzel kelime.
oxana timofeeva üç ayrı vatan anlatıyor. kökleri, çocukluğunun geçtiği ve gençliğinin geçtiği yer. hepsine geri dönüp ziyaret ediyor yani işte bizim kaçındığımız şey, yüzleşmek. çocukluğu tam sscb’nin dağılma sürecine denk geldiği için aslında en çok mutlu olduğu yerden kazakistan’ın çu bölgesinden ayrılmak zorunda kalıyorlar. çünkü artık bir arada yaşam yok, ruslar tehlike altında.
gençliği hiç sevmediği bir yerde, surgut’ta geçiyor. üstelik 13 yaşında yaşadığı travmatik olayı da bize böyle çat diye söylüyor. “bana gelince, o gece şansım yaver gitmedi, tecavüze uğradım.” liseden mezun olur olmaz da kaçıp moskova’ya gidiyor.
doğduğum evle yaşadığım evin arası 4 km. benim hayatım istanbul avrupa yakası beşiktaş ve şişli ilçelerinde geçti. vatanım burası ve köklerime dair anlatacak hikayem yok. ama ben de size bambaşka şeyler anlatabilirim çünkü yazarın sonda pek çok felsefeciden yaptığı alıntılarla örneklediği üzere kök salıp nereye gidersek gidelim yanımızda taşıyacağımız bir vatanımız var. bunun ne metrekareyle ne de coğrafyayla ilgisi var.
oxana timofeeva kişisel hayatından yola çıkıp vatanın bizim için “ne” olduğunu pek çok açıdan anlatıyor. ben elbette her zamanki gibi kitabın ilk üç bölümünü, kendini açtığı yerleri daha çok sevdim ama sondaki bölüm de bağlamı felsefi olarak çok doğru bir yere oturtuyor.
şu an avrupa’nın ortalarında, hiçbir zaman vatanım diyemeyeceğim, hayranlıkla ama uzaktan izlediğim ve asla onlar gibi olamayacağımı bildiğim bir yerde yazıyorum bu satırları. buraya 20 yaşında gelen oğlum bile cebinde getirmiş vatanını. işte böyle.
bengi bezirgan’ın akıp giden çevirisiyle “bu vatan böyle sevilir”.








