Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
yaaani toni morrison’a başlamak için bu kitabı önermezdim sanırım.
ben her halükarda çok seviyorum toni’ciğimi ama bu romanda anlattıkları bu kadar kısa bir romana fazla gelmiş bence.
130 sayfalık romanda kore savaşı gazisi frank’in kore’de yaşadıklarına mı yanalım, geldikten sonra kuzeyde bile olsa gördüğü köpek muamelesine mi?
hayatta kalan tek akrabası cee’nin yanlış kocayı seçmesinden sonra yalnız kalıp bir kasap doktorun deneylerinde denek olarak neredeyse ölmesine mi?
(bu arada latin amerikalı, kızılderili ve siyahi kadınlar üzerindeki jinekolojik deneylere göz atarsanız elinize tüfeği alıp tüm wasp bilim insanlarını taramak isteyebilirsiniz.)
çocukken korkunç üvey babaanne sebebiyle bu çocukların gördükleri zulme ve sevgisizliğe mi?
ve daha da geçmişe gidersek evlerinden 1 günde bambaşka yerlere göçmek zorunda kalan ku klux klan zulmüne uğramış ailelere mi?
yani savaş travması derinleşmeden siyahların yaşadığı korkunç şeylere dalıyoruz, sonra hop diye nazi doktorun zulmü, yolda karşılaştığınız her siyahın bambaşka zulüm hikayesi var. hatta en sondaki dövüş hikayesi her şeye tüy dikiyor.
bunların hepsi yaşandı. evet. maalesef. insan insanlığındam beyazlığından utanıyor. ama bu kadar şey romana fazla gelmiş bence. sonuçta biz morrison’ın ne harikalar yarattığını biliyoruz.
üstüne bir de frank’in anlatıcıyı yanıltmaya çalıştığı, anlatıcıya hesap sorduğu post modern durumlar var ki gerek var mıydı bilemedim :) frank pek de derinleşememiş bir karakter olarak kalmış bence.
ama şunu yine anladım: kadınlar olmasa dünya dönmez.
püren hanım yine kusursuz çevirmiş bu arada ❤️













